Tekel’in içki kısmı 2004 yılında 292 milyon dolara satıldığında kasasında 348 trilyon TL, deposunda ise 70 trilyon TL’lik içki vardı. Alan şirketler birliği elindekinin % 92′sini 2006′da Texas Pacific Group’a 810 milyon dolara, misliyle büyük bir kâr kazanarak sattı. Özelleştirme adı verilen “organizasyon” sonucu 9 fabrika kapatıldı. Hem üzüm üreticisi hem de Tekel işçisi mağdur edildi. Özelleştirme yeni bir yatırım değil, sadece servet transferidir. Dolayısıyla sermaye birikimine de bir katkı sağlanmıyor. Satılan tekel niteliğindeki işletmeyse, bunu alanlar da tekel niteliğindeki şirketler oluyor ve çok iddia ettikleri serbest piyasa yapısı da oluşmuyor.
Tekel’in sigara bölümü ise 2008′de British American Tobacco’ya satıldı. Bu satış sonrası 5 sigara fabrikası kapatıldı. Perişan olan tütün üreticilerinin sayısı yaklaşık %60 azaldı, 200 bin ton olan tütün üretimi de 93 bin tona düştü.
****
12 Eylül 1980 burjuvazinin bayram günüdür. Emekçilere, işçi sınıfına ve onların davasını savunanlara kanlı bir darbedir. Bugün Tekel işçilerine yapılan saldırı, 24 Ocak ve 12 Eylül bilinmeden anlaşılamaz. Kenan Evren, kürsülerden hep işçilerin yüksek ücret aldıklarını söylüyordu. Bir ara garsonlara -amiyane tabirle- kafayı takmış, garsonların çok yüksek ücret aldıklarından yakınıyordu. Üniformalı liberalizm, has adamları olan Özal’ı darbe sonrası hemen bakan yapmıştı. Özal döneminde de 12 Eylül’ün emekçilere yönelik saldırı politikaları, birkaç göstermelik uygulama dışında, aynen izlenmiştir. Siyasi olarak da bir süreklilik izleniyor ve Mine Bademci’nin yol arkadaşı Hıdır Aslan, bizzat Özal ve emrindeki ANAP’lıların oylarıyla 1984′te idam ediliyordu. 24 Ocak’ın mimarı Özal açıkça “12 Eylül olmasaydı 24 Ocak programının neticelerini alamazdık” demişti.
O zaman Özal’a övgüler düzenler ki bunlar bütün darbelerin önce kışkırtıcısı sonra da destekleyicileriydi, şimdi de Tekel işçilerine saldırıyorlar. Onlar hep aynı tarafta, biz de öyle… Tarihte ne olduysa öyle olması gerektiği için olmuştur, bugün de Tekel işçileri bir tarih yazıyor ve olması gerekenler oluyor.
****
Tekel’de dibine kadar bir sınıf çatışması yaşanıyor. Bu çatışma burjuvazinin CHP, MHP gibi diğer partileri sureti haktan görenmek için ve kendilerince siyasi rakiplerini yıpratmak için kullanmaya çalışıyorlar elbette. İktidarda Derviş’in CHP’si veya Halit Narin’in MHP’si olsaydı bu kez AKP’liler aynı şeyi yapacaklardı. Burjuvazinin renk katalogunda AKP yeşil, CHP sarı, MHP ise kahverengidir ve hepsi de burjuvazinin tablosunda çeşitli renk ve biçimlerde rollerini oynarlar. Faşizmin ve/veya burjuvazinin emrine kalemlerini kiralamış olanların sanki o işçilerin yanındaymış gibi yapmaları da doğaldır. Bütün bunlar tereddütte bırakmasın, yaşanan bir sınıf kavgasıdır. Tekel işçileri rüzgârı işçiden yana estiriyor… Saflar netleşiyor, boyalar dökülüyor…
Tayfun Er – yeniHarman – Şubat 2010 – 02